Çocuk Masalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk Masalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2008 Perşembe

Yaralı Güvercin - Çocuk Masalı - Sesli - Casper_m











Ali bahçeye oynamaya çıktı. Canı çok sıkılıyordu. Aklından “Bir arkadaşım olsa da oynasam !” diye geçirdi. Bu sırada önüne bir şey düştü. Ali önce korktu. Sonra düşen şeye doğru baktı. Bir de ne görsün? Bu bir güvercindi. Zavallı kuş yaralıydı. Kanadı kanıyordu.
Ali kızarak “Kuşlara taş atan yaramaz çocukların işidir bu!” dedi. Güvercin çırpınıyordu. Ali’nin başına şimdiye kadar böyle bir şey gelmemişti. Yaralı bir kuş nasıl iyi edilir, hiç bilmiyordu. Aklına dedesi geldi. “Dedem bilir; onu çağırayım” diye düşündü.
Hem dedesi ona ikide bir “Ben her şeyi bilirim. Çünkü yaşlıyım. Şimdiye kadar çok şey gördüm, duydum ” demez miydi?
Gerçekten Ali’nin dedesi yaralı bir güvercinin tedavisini biliyordu. Önce kuşun kanadını temizledi. Yaralı yere ilaç sürdü. “Şimdi işimiz beklemek. Ya ölür, ya yaşar ” dedi.
Bir yandan da güvercini avuçlarına aldı. Sonra ona dikiş sepetini boşaltıp rahat bir yatak yaptı.
Ali dedesine “Ne olur dede, güvercin benim yanımda kalsın!” diye yalvardı. Ali o gece sabaha kadar uyumadı.Güvercinin başında bekledi. Sabah oldu. Horoz uzun uzun öttü. Ali biraz dalmıştı ki yerinden sıçradı. Hemen güvercine baktı.
Güvercin ayağa kalkmış, gagasını “tak tak ” diye sepete vuruyordu.
Dede de merak edip koştu. Manzarayı görünce çok neşelendi.
- “İyice iyileşti. Çünkü karnı bile acıkmış” dedi.
Ali mutfağa gidip kuru ekmek getirdi. Ekmekleri ufalayıp güvercine yedirdiler. Güvercin keyifle ötmeye başladı.
Ali ile dedesi sevinçle kucaklaştılar. Artık Ali’nin yeni bir arkadaşı vardı.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Kül Kedisi - Cinderella - Casper_m


Bir zamanlar güzeller güzeli bir kız varmış.

Annesi ölünce babası yeniden evlenmiş.

Üvey annesi de ilk evliliğinden olan iki kızıyla birlikte gelip eve yerleşmiş.

Bu iki kız, yeni kız kardeşlerinden hiç hoşlanmamış.

Odasında ne var ne yoksa tavan arasına fırlatıp atmışlar.

Ona bir kardeş gibi davranmak şöyle dursun, bütün ev işlerini üzerine yıkmışlar.

Ev işleri bittikten sonra bile kızın onlarla oturmasına izin verilmiyormuş.

Akşamları, mutfakta, sönmekte olan ocağın önünde duruyormuş tek başına, ellerini küllere doğru tutup ısınmaya çalışarak.

Bu yüzden üvey kız kardeşleri ona “Külkedisi” adını takmışla.

Bir gün iki kız kardeşe sarayda verilecek bir balo için davetiye gelmiş.

İkisi de heyecandan deliye dönmüşler.

Herkes Prens’in evlenmek istediğini biliyormuş. ‘Bakarsın ikimizden birini seçer, belli mi olur?’ diye düşünmüşler.

İki kız kardeş de kendilerini mümkün olduğunca güzelleştirmek için hemen kolları sıvamışlar. Fakat maalesef bu biraz zormuş, çünkü Külkedisi’nin aksine bayağı çirkinmiş her ikisi de! Balo akşamı, üvey kardeşleri gittikten sonra Külkedisi mutfakta oturmuş ve için için ağlamaya başlamış. “Neyin var, neden ağlıyorsun Külkedisi?”

diye sormuş bir kadın sesi.“Ben de baloya gitmek istiyordum,” demiş hıçkırarak Külkedisi.“Gideceksin öyleyse,” demiş ses. Külkedisi duyduğu sese doğru dönüp bakmış, şaşkınlıktan donakalmış.

Güzel bir kadın duruyormuş yanı başında.“Ben senin peri annenim,” demiş kadın. “Şimdi kaybedecek zamanımız yok! Bana bir balkabağı getir hemen!”Külkedisi bir balkabağı getirmiş. Peri annesi sihirli değneğiyle dokununca, balkabağı birdenbire altından bir fayton oluvermiş.“Şimdi de altı fare…” Külkedisi altı fare bulup getirmiş, peri annesi onları hemen ata dönüştürmüş.“Bir sıçan…” Onu da arabacı yapmış.“Ve altı kertenkele…” Onları da faytonun arkasında koşacak altı uşağa çevirivermiş. Nihayet Külkedisi’ne gelmiş sıra. Peri değneğiyle bir dokununca Külkedisi’nin yırtık, pırtık giysileri nefesleri kesecek harika bir elbiseye dönmüşmüş. Ayaklarında bir çift camdan ayakkabı pırıl pırıl parlıyormuş.“Bir şey var yalnız,” demiş Peri. “Gece yarısına kadar eve dönmelisin. Saat on ikide elbisen tekrar eski giysilerine, faytonun balkabağına, atların fareye dönüşecek. Prens’in bunu görmesini istemezsin herhalde? Şimdi git, dilediğince eğlen.”O gece Külkedisi balonun yıldızı olmuş. Baloya katılan hanımlar (özellikle de iki üvey kız kardeşi) onun elbisesini çok beğenmişler ve terzisinin adını öğrenmek için ona yalvarmışlar. Beyefendilerin hepsi onunla dans etmek için birbirleriyle yarışmışlar. Prens ise götür görmez ona âşık olmuş! Ve o andan sonra hiç kimseye bu kızla dans etmek için izin verilmemiş. Saatler saatleri, dakikalar dakikaları kovalamış ve Külkedisi saat tam on ikiyi vuracağı sırada evde olması gerektiğini hatırlamış.“Gitme!” diye seslenmiş Prens arkasından, ama Külkedisi bir an bile durmadan koşup oradan uzaklaşmış. Sokağa çaktığında elbisesi tekrar eski elbiselerine dönüşmüş. Geriye kala kala camdan ayakkabıların bir teki kalmış. Diğer tekini nerede kaybettiğini bilmiyormuş. O gece Külkedisi uyuyana kadar ağlamış. Hayatının bir daha asla o geceki kadar harika olamayacağını düşünüyormuş. Ama bu doğru değilmiş. Ayakkabının diğer tekini sarayın merdivenlerinde bulmuşlar. Ertesi sabah Prens ev ev dolaşıp ayakkabıyı tek tek bütün genç kızlara denetmiş. “Bu ayakkabının dün gece karşılaştığım güzel sahibini bulamazsam yaşayamam,” demiş. Derken Külkedisi’nin evine gelmiş. Üvey kardeşleri ayakkabıyı denemişler. Olmamış. Ayaklarına girmemiş bile. Prens çok üzgünmüş, çünkü uğramadığı sadece birkaç ev kalmış. Tam oradan ayrılacakken evin hizmetçisi dikkatini çekmiş.“Hanımefendi,” demiş Prens Külkedisi’ne, “bir de siz deneseniz?”“O mu deneyecek? Ne münasebet!” diye haykırmış üvey kardeşler.

Fakat Prens ısrar etmiş. Külkedisi’nin ne kadar güzel bir kız olduğu gözünden kaçmamış. Tabii ayakkabı Külkedisi’nin ayağına kalıp gibi oturmuş.

Prens diz çöküp Külkedisi’ne evlenme teklif ederken iki üvey kardeşe de öfke ve kıskançlıkla olanları seyretmek kalmış. Külkedisi Prens’in teklifini tabii ki kabul etmiş

11 Mayıs 2008 Pazar

Fare İle Deve - Casper_m

Fare ile DeveBir fare bir devenin yularını eline almış; kibirle “Durma, yürü bakalım” demiş.
Uysal deve yürümeye başlamış. Fare de kendini pehlivan sanmış.

Deve farenin düşüncesini anlamış ve içinden “Sabret, şimdi ne olduğunu görürsün ” demiş.

Birlikte yürümüşler. Gide gide ancak bir filin geçebileceği büyük bir nehre gelmişler. Fare orada durakalmış.

Deve “Ey şamatacı arkadaşım! Niye durdun? Neden şaşırdın? Hadi nehirde yürü bakalım. Sen benim kılavuzumsun. Hadi hızlı yürü” demiş.

Fare “Ya nehrin suyu derinse, batıp boğulmaktan korkarım” diye cevap vermiş.

Deve “Ben suyu bir kontrol edeyim” diyerek hemen suya yürümüş ve ayağını daldırmış. Sonra “Su dize kadar. Niçin böyle şaşırdın? Aklın başından gitti!” diye sormuş.

Fare “Bana ejderha olan sana karınca gibi gelir. İki diz arasındaki fark açıkça belli. Su senin dizine kadarsa, benim başımı yüz arşın geçer” demiş.

O zaman deve “Öyleyse bir daha böyle küstahlık etme. Yoksa çok sıkıntı çekersin. Kendin gibi farelere karşı kibirlen” demiş.

Fare “Çok pişman oldum. Özür dilerim. Sudan geçmek için bana yol gösterir misin?” deyince deve acıyıp “Haydi hörgücüme sıçra” demiş.

Fare devenin hörgücüne sıçramış ve birlikte nehrin karşı kıyısına geçmişler.

8 Mayıs 2008 Perşembe

Çirkin Ördek Yavrusu - Casper_m










Anne Ördek sabırla yumurtalarının kırılmasını bekliyordu. Vakit tamamlanınca ördek yavruları yumurtalarından çıkmaya başladılar. Fakat en son ve en büyük yumurta bir türlü kırılmıyordu. Sonunda yumurtanın beyaz kabuğu çatladı. Diğerlerinden daha gri ve farklı olan ördek yavrusunun küçük kafası göründü. Anne ördek yeni doğan yavruya bakarak ; "Umarım değişir.." dedi şevkatle. Zaman ilerliyordu ama ördek yavrusunun rengi hala griydi. Kümesin bütün hayvanları onunla alay ediyorlar, ona "çirkin ördek yavrusu" diye sesleniyorlardı.

Zavallı yavru o kadar mutsuzduki sonunda uzaklara gitmeye karar verdi. Gün boyunca yürüdü gece olunca ise çok yorulmuştu. Mola verdi. Bir yanda açlık, bir yanda korku...Ama yapabileceği hiç birşey olmadığından derin bir uykuya dalmakta gecikmedi.

Ertesi sabah su sesleriyle gözlerini açtı. Geceyi yaban ördeklerinin çılgınca eğlendiği küçük bir göl kıyısında geçirdiğini anladı. Bu gürültücü arkadaşlarına kendini tanıtmaya hazırlanıyordu. Birden bir tüfek sesi ile irkildi. hiç zaman kaybetmeden ordan uzaklaştı. Çok geçmemişti ki küçük ördek kendini bir çiftlikte buldu. Çiftliğin sahibi yaşlı kadın onu doyurdu. Ateşin yanında uyumasına izin verdi. Fakat yavru ördek bir göl bulabilme umuduyla oradan da uzaklaştı.

Günlerce bir göl bulabilmek için rastgele yoluna devam etti. Sonunda bir göl kıyısına ulaştı. Bu arada yanlız başına yaşamayı öğreniyordu. Bu göl kıyısında yavru ördek gün geçtikçe büyüyordu. Kendisi farkında olmadan görüntüsü değişiyordu. Geçen kuğuları gördükçe onların asil duruşları ve güzel görünüşlerinden dolayı iç çekiyordu.

İlkbaharda bir kuğu sürüsü gölün kıyısına yuva yapmaya geldi. Çirkin ördek yavrusuyla tanışmak için yaklaştılar. Fakat kendisini bu zarif kuşlarla arkadaşlık etmek için çok çirkin ve kaba buluyordu.Birden bire suda aksini gördü. O da ne!...
Kendisini güzel bir kuğuya dönüşmüş olduğunu farketti. Kuğu sürüsüne katıldı ve ömür boyu mutlu oldu.