Sesli Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sesli Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Çatlamaya Koşan At - Cezmi Ersöz





Aşk için kötü olmayı seçtim
kavuşmaların önünden koştum hep
acısını senden çıkarttım
içine çekmeye unuttuğun kalbinden

Son gece anladım
bu sessizlikten bir yangın kuşu doğacak
çatlamaya koşan bir at, hırpalanmış
unutmuş yarışı

Aşk için kötü olmayı seçtim
sahipsiz yüzlerimin tuzağına düşürdüm seni
özlemini büyük tuttum tenimizin uyumundan

Sevdikçe öldüren aşk için
kötü olmayı seçtim...

Cezmi Ersöz

Image Hosted by ImageShack.us

14 Mart 2009 Cumartesi

Ben Sana Mecburun - Attila İLHAN'ın Kendi Sesinden



Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski istanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevişmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki haziran'da mavi benekli çocuksun
An seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

ATTILA ILHAN

14 Şubat 2009 Cumartesi

Aşk Resmi Geçidi - Orhan Veli KANIK - Müşfik Kenter’in sesinden


IMG_64672








Birincisi o incecik, o dal gibi kız,

Şimdi galiba bir tüccar karısı.

Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.

Ama yine de görmeyi çok isterim,

Kolay mı? İlk göz ağrısı.

İkincisi Münevver Abla, benden büyük

Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları

Gülmekten katılırdı, okudukça.

Bense bugünmüş gibi utanırım

O mektupları hatırladıkça.

.............. çıkar

.............. dururduk mahallede

......................... halde

............ yan yana yazılırdı duvarlara

................... yangın yerlerinde.

Dördüncüsü azgın bir kadın,

Açık saçık şeyler anlatırdı bana.

Bir gün de önümde soyunuverdi

Yıllar geçti aradan, unutamadım,

Kaç defa rüyama girdi.

Beşinciyi geçip altıncıya geldim.

Onun adı da Nurinnisa.

Ah güzelim

Ah esmerim

Ah

Canımın içi Nurinnisa.

Yedincisi, Aliye, kibar bir kadın.

Ama ben pek varamadım tadına.

Bütün kibar kadınlar gibi

Küpe fiyatına, kürk fiyatına.

Sekizinci de o bokun soyu.

Elin karısında namus ara,

Kendinde arandı mı küplere bin.

Üstelik .......

Yalanın düzenin bini bir para.

Ayten'di dokuzuncunun adı.

İş başında şunun bunun esiri,

Ama bardan çıktı mı,

Kiminle isterse onunla yatar.

Onuncusu akıllı çıktı

....... gitti .........

Ama haksız da değildi hani.

Sevişmek zenginlerin harcıymış

İşsizlerin harcıymış.

İki gönül bir olunca

Samanlik seyranmış ama,

İki çıplak da, olsa olsa,

Bir hamama yakışırmış.

İşine bağlı bir kadındı on birinci,

Hoş, olmasın da ne yapsın,

Bir zalimin yanında gündelikçi.

.........leksandra

Geceleri odama gelir,

Sabahlara kadar kalır.

Konyak içer sarhoş olur,

Sabahı da işbaşı yapardı şafakla.

Gelelim sonuncuya.

Hiçbirine bağlanmadım

Ona bağlandığım kadar.

Sade kadın değil, insan.

Ne kibarlık budalası,

Ne malda mülkte gözü var.

Hür olsak der,

Eşit olsak der.

İnsanları sevmesini bilir

Yaşamayı sevdiği kadar.

Orhan Veli Kanık

9 Ocak 2009 Cuma

Adnan Fırat - Eksi Bir yalnızlara veya terkedilenlere gelsin


Adnan Fırat - Eksi Bir yalnızlara veya terkedilenlere gelsin












Gitmek bu kadar kolay mı sende

Bitirmek bir kalbi öldürmek

Verdiğin cefanın adı aşk olamaz

İnsan sevdiğine böyle bir son yazamaz



Duvara bakan penceremde

Seni bekleyişlerim hep aklımda

Kadar bazen saçmalıyor

Buna şahit oluyorum şu anda



Şimdi isyankar mı olayım

Yalnızlığa mı sarılayım

Yoksa bu şehrin tabelasına

Eski bir mi yazayım

Saat tam sabahın dördü

Aklım ikiye bölündü

Kalbim ağıtlar yakıyor

Oysa dün düğünüydü



Duvara bakan penceremde

Seni bekleyişlerim hep aklımda

Kadar bazen saçmalıyor

Buna şahit oluyorum şu anda



Şimdi isyankar mı olayım

Yalnızlığa mı sarılayım

Yoksa bu şehrin tabelasına

Eski bir mi yazayım

Saat tam sabahın dördü

Aklım ikiye bölündü

Kalbim ağıtlar yakıyor

Oysa dün düğünüydü

30 Aralık 2008 Salı

Filistin Oluyorum Gözlerinde - Bilal CAN


Filistin Oluyorum Gözlerinde












Bu gün ben başka bir savaş verdim aşka

Sessiz çığlığımı kim duyacak

Seyredecek figanımı,akıp durduracak

Dahi firakında kim söyleyecek şarkıları

Şiirleri kim tutuşturacak

Kimin için yazılacak onca ağıt



Bitmeyecek çığlıklarım

Filistin olacağım ben bu gün gözlerinde

Kan akıtacağım dipsiz yalnızlıklara

Bırakacağım yine gözyaşlarını

Elinle ineceğim kuyusuna Yusufların

Gözlerine değen gömleği olacağın Yakup’da

Açılacağım geceler boyu

Seyredeceğim bedenimi dervişler gibi

Gündüzleri sıralayacağım nağmaleri

Bitmeyecek çığlıklarım

Bitmeyecek ahım,figanım

Bitmeyecek…



İliklerini kaybeden düğmeler gibi

Sökülüp sedef dallarında çöllerin

Mecnun var diye Leyla bilinmez ki

Leyla yok diye ağlayacaktı mecnunlar

Yoklukla yazılacaktı her şiir

Yoklukla damıtılacaktı gül suyu

Yoklukla ağlayacaktı geceler,

Yoklukla ağlanacaktı her gece…



Şimdi kim bilir hangi boşlukta çiziyorsun gözlerini

Ellerini hangi uzatıyorsun bilmiyorum

Nereye baktığını da görmüyorum üstelik

Gözlerin benden öte diyarları seyrediyor

Gülümsemiyor parmak uçların eskisi gibi

Saçların tel tel savrulmuyor rüzgarlarda

Sen de bitmeyecek çığlıklardasın

Sen de çığlık çığlığasın



Sondan başa işliyor saatim işte

Son anındayım ‘’ bitti’’ sessinde göz yaşlarım

Çağlıyor çağlıyor seller boyunca

Hangi filistindir bu yüreğime bıraktığın

Hangi sapan taşıdır intifadanın

Çölleri sarsar..Ah yar! Bu çağlayış

Çölleri sarsar…Ahyar! Bu yıpranış



Sondan başa işliyor sessiz saatim

Günler merhaba ile başlamıyor artık

Her güne kelimeleri sıralamıyorum mesela

Denizi görmüyorum eskisi kadar

Karanlıklar mekanım oluyor

Sessiz sürgün yerleri dinginliğim

Kursağımda cam kırıkları hissediyorum

Bu gün ben başka bir Filistin oldum

Şehitler verdim kandan boğulmuş

Yenik düşmüş savaşlarda

Fethedemedim bu gün zamanı

Bu gün ben başka bir savaş oldum

Yenik düştüm siyahlığında gecenin

Yokluğun darmadağın etti sözlerimi



Korktum.Hem de yıllar var ki

Korkmadığım kadar

Bu gün ben Filistinli bir ananın

Gözyaşları oldum

Yenildim.Ah yar! Yenildim

Ezikliğiyle vuruldum

Yırtıldım bu gece

Şiirlerim sustu,kalemim tükendi

Bu gün ben yokluğunda

Filistinin duvarlarında

Yapışıp kaldım

Yenik düştüm..Ah yar!

Yenildim…



Saçlarında akıp kaybolmalıydım halbuki

Gözlerinden içmeliydim kevseri

Savaşmalıydım halbuki yırtarcasına bedenimi

Ama yenik düştüm işte..Ah yar!

Yenik düştüm…tutamadım göz yaşlarımı

Bu yüzden ben bu gece başka bir savaş verdim aşka

Ah yar! Yenildim yokluğuna



Kayboldum darmadağın,

Yıkık,bulanık,ezik

Metropoller yansıtmadı hüznümü

Mezarlıklar taşımadı bedenimi



Ağlasam çağlar boyu

Ağlasam çağlayanlar gibi

Acaba anlar mıydın beni..Ah yar!

Anlar mıydın…

Ah yar! Gitmeyi bilemedim

Bilemedim ayrılmayı gözlerinden

Bütün savaşlarım bu yüzdendi

Bu yüzdendi yangınlığım



Şimdi kendimi bir Filistinli

Çocuğun gözlerine bırakıyorum

İntikam alırcasına her şeyden

Saldırıyorum,kusuyorum hıncımı

Taşlar boyu

Ben Filistin oluyorum

Filistin gözlerinden uzakta




Şiir: Bilal Can

Okuyan:Mehmet Ercan




23 Aralık 2008 Salı

Sonbahar Yüzlü Kadın - Mehmet Akif Gülhan





Sonbahar Yüzlü Kadın



fotoğrafın var masamda


tam karşımda şu an


sonbahar yüzlü kadın


neden böyle bakıyorsun bana


hiç baharı yaşamadın mı


hiç baharı yaşatamadım mı sana


meltemler,imbatlar dolaşmaz mı yüzünde


nedir bu karayeller


bir buruk gülümseme


yapma ne olur



yakma beni,yıkma hayallerimi


suçluluk kelepçeleri takma


yüreğime ne olur


beni mahkum etme,bu bakışa


denizleri göreyim


mavi mavi gözlerinde


umudu göreyim


bana dair,ne olur



hüzne dayanmaz bu yüreğim


biliyorsun değil mi


son dem,son nefes


al istersen ömrüm senin olsun


ama bana


içten bir gülümse,ne olursun



30.04.2006 Saat 23.14


Mehmet Akif Gülhan

22 Aralık 2008 Pazartesi

SEN GÖRMEDİN - Atila IŞIK...sesli...Enis FOSFOROĞLU






Dokunulmadık inciydi yüreğim; İstiridye içindeki
masum bir inci tanesi gibi

Düşlerime esaret zinciri vurulunca; Kararan bulutlar içinde
sonbahar rüzgarlarının taşıdığı hüzünler sardı yüreğimi; Dört bir yandan
Titreşen gölgelerin oynaştığı duvarlar yutuyordu;
Senin duymadığın çığlıklarımı
Oysa,
oysa mayısa vurgundu düşlerim benim;
Durup durup çiçeğe dönen tomurcuklarıyla mayısa vurgundu

Sen görmedin
Hüznün gölgelediği duvarda, bir örümcek kendi ağına mahkum,
diğer duvarda sevdaya gizlenen ayrılık gibi kendi zehriyle ölüyordu akrep

Düşün, ayrılıklar mıydı sevdaya gizlenen
yoksa, sevda mıydı koynunda bir yılan gibi ayrılığı büyüten
Sen bilmedin

Sen bilmedin
Sana gelmek istedikçe, pusu kurar çıkmaz sokaklarda haramiler;
Ne yana dönsem umutsuzluk ve kimsesizlik
Ne yana dönsem aniden bastıran sis gibi yeni hüzünler eklenir yüreğime
Oysa, erguvani hüzünler savrulacaktı ilk esintiyle;
Birbirine mühürlendiğinden gözlerimiz

Yoktun ya yanımda
Sen görmedin
Karartma gecelerine benzeyen ışıkları da söndü birer birer yüreğimin
Sonra,
sonra bir yıldız gibi kaydın ellerimden

Şimdi senlilik;
Defter içinde kurumuş bir gül,
başucumda hüzün bakışlı bir fotoğraftır (ARALIK 08-ESKİŞEHİR)

Atila IŞIK

16 Ekim 2008 Perşembe

Bitlisli Baba - Bedirhan GÖKÇE + mp3


15072008040702600121615xl3












Üzerine olsun hakkın selamı,
Kara gözlerinden öperem oğul
Almışam elime kağıt galemi,

Hali ahvalimizi tökerem oğul



Hamd olsun iyiyiz şu ana gadar,
Her senemiz geçen yıldan tey beter
Buralardan sual ederisen eğer,

Ne var ne yok tek tek sayarem oğul



İnan bu gış altı metre yağdı gar,
Şepe geldi her yan oldu tarumar
Hesaplarem hele yaza üç ay var,

Midarem kalmadı dayanem oğul



İş güç yok tükyanda kar edenirem,
Satış yapamirem mal alamirem
Öz yağımla bile gavrulamirem,

Gorgamki aklımi atarem oğul



Sarı gızı sattım verdim oduna,
Gücüm yetmez ya ayarmaya una
Zehreden zor atar gışın sonuna,

Şaşirmişem nidem ne çarem oğul



Yağmurda hez oldu bağın duvari,
leyi basti tarladaki nubarı
Bakamadım buta verdim davarı

gardaşlaran ancak bakaram oğul



Burada ne derman var ne doktur hekim
Söyle fakir sen kim hasta olmak kim,

gaderim cenk olmuş dönmüyor çarkım
Kimseye naz edip küsemem oğul




Deden öldi külkepeye köyledük,
nenen hayde ziyarete bağladuk
Ne gün gördük nede rahat eyledük

işte en çok ona yanarem oğul



Yamalı pantolum yamalı mintan,
vaz geçtim bu gışta palto maltodan
Bu gidişle bi gün çıkıp gavadan

özümü aşağı atarem oğul



Göndermişem seni böyük şehere
okuyup dönesen gelesen bire
Emeğimi harcarisen boş yire,

seni ters yatırur keserem oğul



Urda çokmiş kötü avrat sermiye,
düşmeyesen o.....ya gahpeye
Rabbim seni belalardan sakliye

aklın başın devşir behdanem oğul



Umudumuz bir Allahtır birde sen,
okuyasan böyük adam olasan
Bizi bu hallardan sen kurtarasan,

sabırlan ayları sayarem oğul



Bu dünyaya nice açtım gözümi,
yazan katip kötü yazmış yazımı
Böyle sürse ya boğaram özümi,

ya bir gün filçeten giderem oğul



Dertliyem bitlisin öz halkiyem ben
Bitlisin talihi gaderiyem ben
Bu kötü gaderi bir gün yenersem,

Gözlerimi rahat kaparem oğul



Bedirhan GÖKÇE

11 Ekim 2008 Cumartesi

Cano - (mp3) Ahmet Yılmaz




Ekmek ve su kadar var geçilmez
Karadeniz kadar vahşi
Sansa deresi kadar karmaşık
Diyarbakır gibi kapkaraydı gözlerin CANO
Sen yanımdayken asi nehri gibi tersine akardı zaman
Sensizlikte her biri asır olan günler, saatler, dakikalar, saniyeler velhasıl zaman
Zaman kanatlanır uçardı CANO
Ve sen hıtır kokardın dağlarım gibi ülkem dağlarım gibi
Yıldız yıldız saçların dökülünce omuzlarına
Cizre semaları seni kıskanırdı CANO
Mermi sesleri duyulmaz olur sessizliğin gümbürtüsü kaplardı ortalığı
Ellerin ellerin göğsümde gezinirken cudi gabar misali heybetim biter
Malabadi olurdum ayakların altına erirdim erirdim erirdim CANO
Pusuları mayınları iki yakayı pınarcığı çiçekliği yaviyi kara bağları unutur
Fırat Dicle olurdum gözlerinin içine bakarken ölürdüm CANO
Gözlerindeki ışıltıyı sevdayı yanıklığı gördükçe söverdim
Munzur papatyasını Pervari balını şifa diye satanlara CANO
Sövdükçe anlardım sövdükçe anlardım atıfın idamını
mansurun isyanını rahmani babanın katlini
ve Ferhat a dağ deldiren deliliğini anladıkça anladıkça
anladıkça dağlara dağlara döner haykırırdım ALLAH KİTAP SİLAH
çarpsın ki seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum
hemde hiç istemediğin kadar

( ne neyler ne neyler bahtı karalım ne neyler ne neyler çık Suriye dağlarına da ordan bize el eyle ben öldüm Amman ölmesin tamamı )..

Sadece Sevdim Ben - Ebru GÜNDEŞ



Olmaz sana kalpten sitemim
Her ne dersem dilimden
Eğer seni incitirse bu kalp
İnan sökerim yerinden.

***

Anlamıyorsun gönül derdinden
Neler çektim elinden
Kaç kere kırdın, kaç kere üzdün
Beni perişan ettin sen

***

Yine de ah etmedim, yine de ah etmedim.
Sadece sevdim, sadece sevdim ben.

***

Kıymaz sana kalpten bu yürek
Her ne dersem dilimden
Senin için atmazsa bu kalp
Söküp atarım yerinden.

***

Anlamıyorsun gönül derdinden
Neler çektim elinden.
Kaç kere kırdın, kaç kere üzdün
Beni perişan ettin sen.

***

Yine de ah etmedim, yine de ah etmedim.
Sadece sevdim, sadece sevdim ben...

***

Ebru GÜNDEŞ

17 Temmuz 2008 Perşembe

Çabuk Unutuyoruz - Aydın ÖZTÜRK


Çabuk Unutuyoruz











çabuk unutuyoruz

çabuk unutuyoruz

vefa duygumuz inciniyor, inançlarımız

alevi sararıyor düşlerimizin

alevi sararıyor düşlerimizin

rüyasız kalıyoruz



düşündünüz mü?çabuk unutuyoruz

vefa duygumuz inciniyor. inançlarımız.

alevi sararıyor düşlerimizin. rüyasız kalıyoruz.

çabuk unutuyoruz. fotograflarda kalıyor yeşil parkalarımız

kortejleri koruyan zincirdeki ellerimiz çabuk unutuyor.

çabuk unutuyoruz, onun avuçlarımızda coşan içini

sarı atlaslarda bağıran kırmızı sloganları çabuk unutuyoruz.

içi boşalıyor yüreğimizin,

derisi kurumuş, atan bir kabuk kalıyor.

gözlerimizin kavıyla tutuşan ömür, siyah küllere koşuyor.

başka kıyılara sürgüne gönderiyoruz anıları.

ayaklarımızın ucundaki toza siniyoruz, çamur bulaşığına.

ne zaman aynaya baksak, ayna unuttuğumuz bir söz oluyor.



çabuk unutuyoruz

çabuk unutuyoruz

vefa duygumuz inciniyor.inançlarımız.

ne zaman karanfilleri görsek

ne zaman karanfilleri görsek

utanıyoruz.



kahretsin çabuk unutuyoruz.

tabutların kapakları kapanınca

örtülen o siyah çukurlarda kalıyor dostlar.

cenaze törenlerinde, en çok kendimize ağlıyoruz.

ne aman karanfilleri görsek, yolumuzu değiştiriyoruz.

devrimin bu rengi tedirginliğimiz oluyor, utanıyoruz.



kırılan mezar taşlarını çabuk unutuyoruz.

siyah gözleriyle bakan kurşun deliklerini

bedenimizdeki işkence izlerini çabuk unutuyoruz.



uydurduğumuz gerekçelere koşuyoruz.küçük rantlara

paranin iktidarı üstümüze başımıza lağım kokularıyla siniyor.

durmadan kancalarımızı keskinleştiriyoruz, yengeç sepetinin dibinde.

ağzimizda azalan yosunlu dişler,

bunak bir ihtiyar gibi kimliğimizi çiğniyor.



kahretsin, çabuk unutuyoruz!





Aydın Öztürk'ün kendi sesinden

4 Temmuz 2008 Cuma

Martılar Siyah Baba - Ersin HOŞGENÇ









Köhne, tuzlu bir yaşamdan yazıyorum,
Merhaba diye başlamak istiyorum...
Gecenin berrak dökülüşü aklıma geliyor,
Usulca yanağıma kondurduğun busen
...ve yastığımın altına sıkıştırdığın gofret
Sonra, sonra annemden gizli bıraktığın harçlıklar...

Paylaşmanın buharı kızarmış bir tavukta,
Yeni fırından çıkmış birkaç pidede esiyor
...ve “Hadi oğlum kalk” diyen sesin
Kulaklarımda çınlıyor baba...
Yüreğimde yankılanıyor,
“Sizsiz boğazımdan geçmez” deyişin...

Elin midende, göğsün direksiyonda,
Bir gece yarısı mide kanaman
...ve bir sabaha karşı kaza haberin
Kulaklarımda çınlıyor
...ve ben daha beş yaşındayım baba
Yürek, kaşındaki derin izlerde boğuluyor...

Uzaklardan, ağların çekildiği derin mavilerden yazıyorum,
Pul pul hatıralar takılıyor gözlerime
Enginlerde kayboluyorum baba...
Şavkı vururken ayın, gecenin esrarına bir beyazlık düşüyor
Sen geliyorsun yüreğimin baş ucuna
...ve hiç gitmiyorsun baba...

Tuhaf, çok isterdin de, bir şiir yazamazdım sana,
Elim varmazdı kağıda, kaleme
Boğazıma bir şeyler sarılırdı,
Karabasanlar çökerdi yüreğime
Durur kalırdım taş gibi, kaskatı
Sonra, sonra içimden geçirirdim,
Bir gün, elbet bir gün yazarım diye...

Demek, gecenin dehlizlerinden ağlar çekilirken,
Ben deli divane sana susarken,
Düşerken yıldızlar pul pul ellerime,
İçimde derin sancıları çekerken
...ve sen, hudutsuz özleminle, gönlüme çökerken
Bu gece sana yazacakmışım baba...

Bir bisiklet için kurduğum hayallerde
Hep sen suçluydun çocuk yüreğimde...
Nerden bilebilirdim, yokluk mertliği bozar baba,
Yoksa hangi baba istemez? .. bir çocuğa
Gökkuşağına çengel atıp, bir sal yapıp kaydırmayı...

Yıllar geçiyor baba, yaşlılık saçlarına düşüyor,
Derin izler yüzüne, dökülen dişlerine
Kalbine vuruyor ve dizlerine yıllar...
Ömrün en orta yerindeyim baba,
Yıllar önce sen gibi, bir bisikletin yükü sırtımda,
Nerden bilebilirdim? .. yokluk adamlığı bozar baba...

“Yara en çok kanarken yakışırmış adama” diyorlar,
İçim almıyor tükenişleri, gidişleri
Burada olsaydın şimdi, anlatırdım
“Bir kıza sevdalandım” derdim,
Ellerim yine çok üşüyor baba,
Martılar neden böyle siyah baba? ..

Canım sıkılıyor, zırhlı birliklere teslim ettiğin gün,
“Yak bir sigara”, deyişin kulaklarımda ağrıyor,
Sen nasıl bir adamdın baba? ..
Yüreğin ne kadar engin,
Baba yüreğim kanıyor,
Duman duman hasret tütüyor her yanım baba...

Şimdi düşsem şu dalgalara boğulur muyum? ..
Yine tutar çıkartır mısın baba? ..
Yoksa duymaz mısın sessiz çığlıklarımı tuzlu sularda? ..
Martılar siyah baba, martılar siyah
Çığlıkları gecenin ahengini boğuyor baba
Baba, baba korkuyorum, tuzlu bir yaşamın arasında,
Martılar siyah baba, martılar siyah…
Şair : Murat İnce
Seslendiren :Ersin Hoşgenç