Atatürk Köşesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk Köşesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2010 Pazar

Mustafa Kemal Atatürk ve Güneşin Askerleri-Tuluyhan Ugurlu

26 Haziran 2010 Cumartesi

Buse'ye Veda

Buse'ye

Bütün yazılar anlamsız artık
Yararsız bütün kitaplar
Bütün söylevler sahte
Yalan bütün hitaplar
Çılgınca gülmedin,
eğlenmedin Keyfini sürmedin on yedinci baharının
Tomurcuklar açmadı kahkahalarında
Bombalar patlarken kimsesizler mezarlığında
O sabah kalktın
Diğer günler gibi bir gündü
Diş fırçalama, kahvaltı derken
Anneni öptün çıkarken
Belki Atatürk sayfana göz attın biraz
Dershaneye gittiğini sanıyordun
Nereden bilecektin ölüm dersine gittiğini
Nereden bilecektin tabutuna bindiğini
Hangi Kassandra bildirecekti
Hain tuzaklar kurulduğunu yollarına
Şehir dedikleri büyük köyde
Alçak gönüllü bir otobüsün içinde
Alçak ellerin patlattığı bir bomba
Aldı canınıKanın sıçradı plastik koltuklara
Senin önünde
Başımız eğik
Utanç içindeyiz
Utanç içinde
Seni yaşatamayan,
Seni koruyamayan
Kim varsa
Utanç içinde
Utanç içinde
Neşeyle cıvıldamayın artık kuşlar
Ağıt yakın yavrumuza
Bulutlar, sadece gözyaşı dökmek için gelin.
Ve onun saçlarını dağıtan rüzgâr
Sadece acı kelimelerimizi taşı
Yaslı yüreklere
Bütün yazılar yararsız
Anlamsız bütün kitaplar
Bütün söylevler yalancı
Çünkü hiçbiri
Geri getirmeyecek güzel gülüşünü
Busesi dudaklarında solan yavrumun
İbret al
Türkiyem ibret al
Ne siyaset önemli,
ne demeçler,
ne OHAL,
ne bu hal Bir tek gerçek var:
Kollarını açmış kızını bekliyor.
Gazi Mustafa Kemal

17 Haziran 2009 Çarşamba

Kayadan Ataturk kabartma

Buca Belediyesi tarafından yaptırılan ve Dünya'nın en büyük rölyef projeleri arasında yer alan Atatürk Maskı bu yıl 30 Ağustos tarihinde açılacak.



DÜNYADA EŞİ BENZERİ YOK
Atatürk Rölyefi, birçok açıdan dünyanın en büyük heykel çalışmaları arasındadır. Genel sıralamada Brezilya'nın 32 metre yüksekliğindeki ünlü Reedemer Heykeli'nin (İsa Heykeli) önüne geçerek Dünya'nın en yüksek on heykeli arasına girecektir.
Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı Atatürk Maskı'nın açılış tarihini Zafer Bayramı olarak kutlanan 30 Ağustos olarak belirledi.

2 Mayıs 2009 Cumartesi

ATATÜRK HAKKINDAKİ BÜYÜK SIR FİLMİ TEASER 2009

20 DAKİKALIK VERSİYONU İLE BU FİLM ALTIN KOZA ADAYI OLMUŞTUR! DESTEKLERİNİZİ BEKLİYORUM! :)

LUTFEN BU FİLMİ ARKADAŞLARINIZLA PAYLAŞIN... PAYLAŞINKİ BİZDEN SAKLANAN SAÇMALIKLARLA ÖĞRETİLEN BU GÜZEL ADAMIN İÇİNİ GÖREBİLSİN HERKES!!! GERÇEK TÜRKİYE VE GERÇEK TÜRK İNSANI O ÇOCUKTA SAKLIDIR!!!


Bir Yudum Hikaye - TÜRK OLMAK

Bu videoyu paylaşım siteleri Sürekli siliyorlarmış...

6 Nisan 2009 Pazartesi

CEPHEDE OKUNAN KITAPLAR - Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN

Sizi 1914 yilinda Anafartalar'a götürüyorum...

Anafartalar'da savaşın nadir bir dinlenme aninda,
çadırınıza gelirsiniz postallarınizi cikartirsiniz.
Kisa da olsa dinlenmeniz gereklidir.
Bedeniniz ve beyniniz cok yorgundur

Ama O'nun icin dinlenme diye bir kavram yoktur !
kucucuk cadirinda,
tahta bir masanin uzerinde ,
Macar Türkoloğu Nemetin, Fransız Türkoloğu
Devinin Türkoloji albümleri kitaplari, oylece duruyordur ...

Cephede, savasin tam orta yerinde, yorgun, uykusuz ama ,
Mustafa Kemal ,dinlenmek yerine kitaplarini açıyor onları okuyor .

Diyorlar ki ;

"Pasam Neden bunları okuma gereği duyuyorsun ?"
Verdiği cevaba bakın ;


"Savaştan sonra bu dilin değişme ihtiyacı var ,onu tespite çalışıyorum".


Gelelim 1916 senesine ...

Bitlis cephesi komutanı Mustafa Kemal,
Cökmekte olan bir cepheyi kurtarıyor ve çadırına
Geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR'ı çağırıyor ve eline bir not veriyor.

Notta ne yazıyor biliyor musunuz?

"Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına Serbestisini vermek,
onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip kılmak".

Yıl 1916,

Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir şeysi yok.
Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını var.

Peki sizce tam savaşın en hararetli zamanında
Mustafa Kemal'in aklına neden Türk kadını geldi ?

Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın manzarası,
değil ATATÜRK'ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır.
Ülkelerin savaşları olmuştur ama topyekün savaş örneği ilk defa
Kurtuluş Savaşında görülmektedir.

Atatürk bu savaşta Ayşe Hatunu tanımıştır .
Ayşe Hatunu hepimiz tanıyoruz.
Bilmeyen var mı içinizde?
Onun yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir?
Ya da zamanımızda hangi kadın yapabilir?

Ayşe Hatun sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ,
cepheye cephane götürüyor.
Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor.
Bu sırada ölmesi falan Problem değil Hatunun,
AMA düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan
Cephane cepheye gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun'un.

Ayse hatun bunu dusundugunde ,
çocuğunu göğsüne yaslar ...
Düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi
Elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir
Ayşe Hatun yada diğer adıyla Tayyibe Hatun.

Peki ne yapar?
çocuğunu koyar üzerini bayrakla örter ve aynensöyle der ;
Kafile başkanı komutanımız aktarıyor bunu.

"Sen yüzlerce binlerce yıl sonra doğacak Türk çocukları için şehit oldun"
bu benim içinde senin içinde bir şereftir. Yeterki vatan sağolsun" diyor... Cephanesini omuzuna alıyor ve yola Koyuluyor.

Hanımefendiler içinizde Anne olanlar var.
Lütfen bir an için düşünün, çocuğunuzu göz önüne getirin.
El bebek gül bebek büyütüyoruz,
gözünün içine bakıyoruz,
tercih yapın ,
sizden sonraki kuşak mı?
çocuğunuz mu?

İşte bu Ayşe ya da diğer adıyla Tayyibe Hatunu tanıdı Mustafa Kemal.

Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, eksi 30, eksi 40. Ve 75-80
yaşlarında bir nine. Gerisini gelin kafile komutanı Mustafa Necati'den
Dinleyelim ;

Mustafa Necati neyi görür?
Bütün yorgan battaniye ne varsa Cephanenin üstüne örtmüş,
kendisi pazen elbiseyle.

Komutan şunları söyler ;

"Nine kar sepeliyor hava çok soğuk bari şu yorganı alsan sırtına"
dediğinde aldığı Cevap ;

"Dokunma ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben bir ölürüm ama
Onunla binler doğacak binler.
Hayır oğlum hayır hiç üşümüyorum,
soğuğu hiç Duymuyorum ki.
Düşman bu topraklara girdi gireli benim içim yanıyor içim a oğul"

Diyen bir nineyi tanıdı Mustafa Kemal.

Albay Hulusi ATAĞ'ın kafilesinde olan genç bir kadınımız
hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek üzeredir.
Hulusi ATAK Sorar ;

"Bacım bana adını söyle seni tarihe yazdıracağım" dediğinde aldığı cevap

"Adımı ne yapacaksın a oğul , yaz benim adım Anadolu"
cevabındaki gururu düşünüşü keşke, keşke
uygarlık savaşımızda aynı şiddetiyle sürebilseydi bugün.

Üzerinde ATATÜRK yazılı uzay kapsülünü ,
inanın iç mübalağa etmiyorum
uzaya fırlatan ilk ülke Mutlaka ama mutlaka biz olurduk.

"İçimizden Biri ATATÜRK" Bölüm 11 Araştırmacı Yazar Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN

Obama'nın Anıtkabir Özel Defteri'ndeki yazısı

ABD Başkanı Barrack H. Obama' nın Anıtkabir Özel Defteri'ndeki yazısı ;
I am honored to pay tribute to Mustafa Kemal Atatürk,
a man whose vision, tenacity, and courage put the Republic of
Turkey on the path of democracy and whose legacy continues
to inspire generations around the world.

As the 44th President of the United States of America, I look
forward to strengthening relations between the U.S. and Turkey
and sup
porting Atatürk’s vision of Turkey as a modern and
prosperous democracy giving hope to its people and providing
“peace at home, peace in the world.”

Barrack Obama
April 6, 2009

barack_obama2

Vizyonu, kararlılığı ve cesaretiyle Türkiye Cumhuriyeti'ni

demokrasiye yönelten ve mirası tüm dünyaya kuşaklar boyunca

ilham vermeye devam eden Mustafa Kemal Atatürk'e saygılarımı

sunmak, benim için bir onurdur.

ABD'nin 44. Başkanı olarak, Türk-Amerikan ilişkilerini güçlendirmeyi,

Atatürk'ün, halkına umut veren modern ve müreffeh bir demokrasi

olarak Türkiye vizyonunu desteklemeyi ve

'Yurtta barış, dünyada barış' ilkesini gerçekleştirmeyi sabırsızlıkla

bekliyorum.

18 Mart 2009 Çarşamba

NEVESER VAPURU ve MUSTAFA KEMAL


“Şirket-i Hayriye’nin en ünlü kaptanlarından olan Hayri Kaptan, "Neveser"in dümenindeyken yaşadığı bir olayı 1944 yılında kendisiyle görüşen Hikmet Feridun Es’e şöyle anlatmıştı:

“…. O gün, yine Kadıköy’den vapurlarımıza alabildiğimizce asker yükledik. On vapurluk bir kafileydik. Hareketimizden evvel bir telaşla gelip bütün kaptanlara mühürlü bir zarf verdi ve ‘Bunları hareketinizden sonra açarsınız’ dedi…

Kalktık… Yolda zarfı yırttım. İçinden bir tezkere çıktı. Bu tezkerede ‘Çanakkale Boğazından içeri bir düşman tahtelbahiri girmiştir. sizi torpillemeye çalışacaktır. Dikkat ediniz’ deniliyordu…

Vapurumda 600 asker vardı. Derhal lazım gelen tedbiri aldık. Askere de fişekleri sürerek her an ateşe hazır bulunmalarını bildirdik. Lakin biz kıyıdan gidiyoruz ve gayet tabii olarak deniz tarafını, açığı gözlüyoruz… Bu suretle sabaha kadar yol aldık. Ertesi gün saat dokuzda Gelibolu’ya yaklaştık. Yine gözlerimiz denizde… Gemicilerimizden Pırgıç Kadri de vardiya nöbeti tutuyor.

İşte bu sırada kara tarafından düşman tahtelbahiri çıkıyor. Yolumuzu tetkik ediyor. Mesafeyi ölçüp bizi torpilliyor. Pırgıç Kadri, 100 metreden bunu görmüş. ‘Bize doğru bir şey geliyor’ diye bağırdı.

Bir de ne göreyim; torpil….. Hem de böyle 100 metre gibi yakın mesafede, bütün hızı ile üzerimize gelmekte…

Son derece ümitsiz bir vaziyet… Torpil sancak tarafından geldiği için her şeye rağmen bir sancak alabanda yaptım. Asker de fişek sürmüş, hazır ya… Hepsi ateş etmek için geminin bir tarafına yığıldı. Vapur, muvazenesini bozup bir tarafa doğru alabildiğine yattı. Bu suretle su kesimi tahtelbahircilerin tahmin edemeyecekleri kadar azaldı. Torpil altımızdan geçti gitti. Bu fevkalade bir şeydi, hemen etrafa haber verdik.

Böyle yüzde yüz batışla nihayetlenecek müthiş bir badireyi atlatıp Gelibolu iskelesine geldiğim zaman uzaktan ağzı köpürmüş bir atın dört nala sahile doğru koştuğunu gördüm. Üzerinde genç bir mülazımısani vardı.

Süvari, vapurun hizasına gelince durdu ve bağırarak sordu:

‘Şimdi gelen vapurun kaptanı kimdir? Çabuk söyleyiniz…’

Cevap verdim: ‘Benim…’

Hemen kaputun cebinden bir şişe konyak çıkardı: ‘Öyle ise bunu iç…’ dedi…

Konyak soğuktu, güzel bir hediyeydi, ama nereden geliyordu?

Süvari izahat verdi: ‘Kumandanımız Mustafa Kemal Bey sizi tepeden seyrediyordu. Vapurun torpillendiğini gördük. Ha gitti ha batıyor diyorduk. Sonra hayret verici kurtuluşunuzu görünce Kumandan vapurun kaptanını merak etti ve bu şekerlerle konyağı gönderdi…’ dedi…

14 Mart 2009 Cumartesi

Anitkabir 7/24 Gezilebilecek

Anıtkabir Komutanlığı'nın başlattığı çalışma sona erdi. Artık Anıtkabir'i ziyaret sınır yok.

Kurtuluş Savaşı’nın ve Atatürk’ün hayatının, en etkili şekilde anlatılması için Anıtkabir Komutanlığı'nın başlattığı çalışma sona erdi. Artık Anıtkabir 7 gün 24 saat ziyaret edilebiliyor. Bunun için Anıtkabir'in sanal gezinti sayfasına girmek yeterli. İşte Anıtkabir'de sanal gezinti sağlayan internet sitesi:

image001

14 Şubat 2009 Cumartesi

8 Şubat 2009 Pazar

Anıtkabir Özel Defteri

Sizde yazmak istiyorsanız? Sadece bir üyelik yetiyor.
Sevgiler Saygılar

15 Ocak 2009 Perşembe

24 Aralık 2008 Çarşamba

Atatürk'ten Muhteşem Bir Ders


Konu azınlıklar.
İnönü bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor.
Atatürk'ün huzuruna çıkıyor.
Bu muhteşem anekdotu okuyun deriz!

Bugünlerde "özür diliyoruz" kampanyası ile Türkiye yine bir "azınlık" sendromu yaşamaya başladı.
İşte bu dönemde Atatürk ile İnönü arasında yaşanan bir olay ders niteliğinde.


Sabah'dan Yavuz Donat o anekdotu şöyle aktarıyor;

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş:
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz?
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.

İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
- Ne oldu böyle?
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?
- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene"
sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı...
Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.
"Bunları" dün bize Ateş Ünal Erzen anlattı. "İnan Kıraç'tan dinledim" dedi.
Belediye Başkanı Erzen, Ermenilerin "Sevgi Sofrası" adını verdiği kutlamalarda bu "olayı" anlatmış.
Dinleyenler ağlamaya başlamışlar.

10 Kasım 2008 Pazartesi

ATAM İZİNDEYİZ

"Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes sana karşı çıkacaktır, önüne sonsuz engeller yığacaklardır, fakat sen bunlara dayanıklı olacaksın. Kendini büyük değil, küçük, zayıf, kimsesiz ve araçsız kabul ederek, hiç kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana "büyüksün" derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin."

mage005







4 Ekim 2008 Cumartesi

7 KURŞUNLA ISTIKLAL MARŞI





7 KURŞUNLA ISTIKLAL MARŞI


Casper_m (2252)


Güneydoğu’nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim, ilçe dışındaki
Lojmanından görünen karakolun bir gecesini şöyle anlatır:


"Lojmanımızın balkonundan o karakol görünürdü. Yaklaşık bir aydır her İstihbarat kaynağından karakolun basılacağı haberi geliyordu. Üstelik Baskının şimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu.


Yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döşendi, ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye başlandı. "En son gelen istihbaratta baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22:10,. Karakol o gün basılmadı."Bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem başladı. Balkonumuzdan izlediğim dehşet dolu manzarada, daire haline gelmiş teröristlerin, dairenin ortasına, gecenin karanlığında ateşleri parıldayan silahları ateşlediklerini görüyordum. Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduğunu biliyorduk.


Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp doğruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle, sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çağrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateşi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı.


"Bir süre sonra telsiz konuşmaları, timlerden birinin üzerine yoğunlaştı. Timden bir türlü cevap alınamıyordu. Üst üste, defalarca çağrı yapılıyor ancak bir türlü timle irtibata geçilemiyordu. Konuşmaları takip eden askerler timden ümitlerini kesmişlerdi. Ama bir yandan da çağrılar devam ediyordu. Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir ses duyuldu:


"Yaralılarım var, yaralılarımı alın." Tüylerimiz diken diken olmuştu. Hemen cevap verildi. "Tamam, Suat 3, sakin olun, az sonra birlik çıkacak. "İlk yaralı haberi, bu saatlerdir aranan timden gelmişti. Tim komutanı konuşurken arkadan silah sesleri duyuluyordu.


Herkes bu sözler üzerine yorum yapıyordu. Telsizin başındaki tim komutanlarından biri, bu timde şehit olduğundan emindi. Merkezden tekrar çağrı yapıldı. "Suat 3, irtibatı kesme. Sakin olun!" Cevapta bir değişiklik olmadı:


"Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar. Yaralılarımı alın!" "Ve tam bir buçuk saat, beser dakika arayla Suat 3 kodlu timle muhabere aynen bu sözlerle sürdü : "Yaralılarımı alın" , "Sakin olun, geliyoruz.


"Hepimiz o time kimsenin yardıma gidemeyeceğini çok iyi biliyorduk. Karakola düşen mermi sayısında azalma olmuyor, aksine, takviye alan teröristler baskının şiddetini gittikçe arttırıyorlardı. Kimsenin, değil karakolun dışına çıkmak, mevzi değiştirebilecek fırsatı dahi olmadığı apaçıktı. "Bir süre sonra, Suat 3'ün telsizinden hırs dolu kelimelerini işittik:


"Hemen gelip yaralılarımı almazsanız, karakola dönüp bölüğü tarayacağım. "Hepimiz sok olmuştuk. Hemen tabur komutanı devreye girdi. Hemen hemen Aynı sözcüklerle tim komutanına sakin olma çağrısı yaptı. Ama işe yaramıyordu. Tim komutanı "Yaralılarımı alın!" dışında başka bir şey demiyordu. Tabur komutanının da telsizi bırakmasıyla, bir saat kadar daha tim komutanından ses çıkmadı. Birer dakika arayla yapılan yoğun çağrılara cevap vermedi. Hepimiz tim komutanının da şehit olduğunu düşünüyorduk.


İçim burkuluyor, başım dönüyor, tanık olduğum bu anlardan nefret ediyordum. Telsizin başına tim komutanının okuldan devre arkadaşı geldi. Son bir ümitle eline mi telefonu alıp, cevap beklemeden, telsizin kodlarını da kullanmadan, konuşmaya başladı: "Devrem ben Hüseyin. Geçmiş olsun devrem.


Biraz daha dayan olur mu? Bak destek timleri yola çıktı. Sana doğru geliyorlar. Devrem aman pes etme olur mu?" "Telsizin mandalını bırakıp beklemeye başladı. Hepimiz Motorola marka, duvara monteli telsiz cihazının hoparlör kısmına gözlerimizi dikmiş bekliyorduk. Ve konuştu : "Devrem, bölük komutanı nerde?" Hepimiz derin bir "Oh!" çektik. Telsizden, "İzinde devrem" yanıtı verildi. Suat 3, artik tükenen bir sesle konuşmayı sürdürdü: "Ne olur yaralılarımı alın. Bende yaralıyım. "O ana kadar kendisinin de yaralı olduğunu söylememişti.


Hepimiz donup kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı da bu sözü üzerine mi telefonu fırlattı ve odadan çıktı. Ben kapının hemen esiğinde ayakta duruyor, duyduklarım ve gördüklerimle bir tarihe tanıklık ettiğimi düşünüyordum. "Ben de yaralıyım" dan sonra yine ses kesildi. Sabaha kadar hiç konuşmadı Yüzlerce kez yapılan çağrılara cevap vermedi.


Artık onun şehit olduğuna ben de inanmıştım. "Gün ağarırken hepimiz yorgun düşmüş, telsizden yapılan "Suat 3, Konuşan Suat, Cevap ver!"çağrısından bıkmış halde bir kösede yığılmışken, birden telsizin mandalina basıldığını fark ettik. Telsizden silah sesleri geliyordu. Ve on on beş saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım bir İstiklal Marşı dinlemeye başladım. Mandala sürekli basıldığı için bütün telsizlerin konuşma imkanı durmuştu. "Çatışmanın altında yaralı bir tim komutanının, makamıyla söylediği İstiklal Marsı’nı dinliyordum. Gözlerim dolmuştu. O ana kadar duyduğum en güzel İstiklal Marşıydı.


Birinci dörtlüğü bitirdi. İkinci dörtlükte sesi çatallaştı. Kelimeler uzadı. Ama marşı söylemeyi bırakmadı. Bozuk bir ses tonuyla, kendini zorlayarak okumaya devam etti. Marşı bitirdiğinde, ben de bitmiştim.


Hemen orayı terk ettim."
Bir daha onun sesini hiç duymadım.

Toplam 22 şehidin verildiği o baskın gecesinde, vücuduna saplanmış 7 merminin acısıyla söylediği İstiklal Marşı’nı ruhuma isleten tim komutanının ölmediğine ise hala inanamıyorum."Hakimin anıları burada sona eriyor. İşte benim Türk subayından anladığım budur. Vücudunda yedi mermi olduğu halde makamı ile istiklal Marşı söyleyen adamdır.



Okuyun Arkadaşlar ve bu VATAN için kanlarını akıtan Kahramanlarımızla övünün, gururlanın...



24 Eylül 2008 Çarşamba

Şaşıp Kalıyorum - İlhan SELÇUK



ŞAŞIP KALIYORUM
İlhan Selçuk
Arap İngiliz’le birleşmiş Türk’ü arkadan vurmuş;Ermeni Rus’la birleşmiş,Doğu Anadolu’yu kana bulamış;Rum Yunan’la,Yunan İngiliz’le birleşmiş,Batı Anadolu’yu ele geçirmiş.Ülkenin mahvolmadık,yıkılmadık,yanmadık,kan dökülmedik,kül olmadık hiçbir yeri kalmamış. Kalan ne?






Yıl 1915
Yer:1nci tayyare bölüğü,Çanakkale.
Adları mı?Mehmet,Mehmetcik.
Tek varlıkları , canları.
Bize ne mi anlatıyorlar ?
Dikkatli bakın ve kulaklarınızı açın , bars bars bağırıyorlar..
Varlığımız Türk varlığına armağan olsun.
Ruhları Şad Olsun.













Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..Anadolu’nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle,yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,yorgun,yoksul,bitkin, Ezik bir halk.. Nasıl kurtulmuşuz?.. Şaşıp kalıyorum... Yunan’ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,İngiliz’i İstanbul’da nasıl çıkarmışız,dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?...















İnanılır gibi değil
Sakın Rüya olmasın?






















Yıl 1923
Anadolu’da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız; yüzde 95’i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz...Ne yapacaksın?..
Demokrasi yap!..
Nasıl yapacaksın?..
2000’li yıllarda Nurcu tarikatının ardına bu kadar adam takılmışken, 1923’ün yanmış yıkılmış Anadolusunda nasıl demokrasi yapacaksın?..






Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadoluyu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.
Fabrikan yok,işçin yok,iş adamın yok, mühendisin yok, doktorun yok, uzmanın yok, tüccarın yok, öğretmenin yok, mimarın yok, yolun yok


Suyun yok, barajın yok, elektriğin yok, kadınların çarşafta çuvala
giriyor, erkeğin dört karı alıyor,yurttaşlik yasası yok, üniversiten yok, banka yok, burjuva yok, proletarya yok, ihracatçı yok, ithalatçı yok, sermayen yok.


Kalkın bakalım...
Nasıl kalkınacaksın?...
Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var.




Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?.. Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?.. Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?.. Merkez Bankası 1930’a değin neden açılamamış?..
Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..
Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?..





















1920’de 10-11 milyon nüfusun
Yüzde 95’i alfabesizken savaş artığı bir toplumla okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?..












Kitaplıklarda kitap yokken ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..
Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..
Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..











Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..
Avrupa’da saygınlık nasıl kazanılmış?..





















Şaşıp Kalıyorum






















Şaşıp kalıyorum...
2000’li yılları geçtiğimiz, yetmiş milyonluk Türkiye’nin haline bakıyorum...


Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..
Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..


Bir de bu ortamda Mustafa Kemal’e saldıranlara bakıyorum...


Metin Yazarı: İlhan Selçuk